6.4. Küresel Dünya Kavramı ve Medeniyet Yaklaşımı

Köklerinle Yüksel: Geleceğin Liderleri İçin Dünyayı Anlamak

Giriş: Pergel Metaforuyla Dünyayı Anlamak

Günümüz gençleri olarak temel bir ikilemle karşı karşıyasınız: bir yanda küreselleşmenin getirdiği sınırsız bağlantılar ve fırsatlar, diğer yanda ise derinleşen kültürel ve siyasi fay hatları. Bu karmaşık dünyada “dünya ile uyumlu olmak” sıkça “köklerinden kopmak,” kimliksizleşmek veya evrensel bir potada eriyip gitmek olarak yanlış anlaşılıyor. Ancak bu, kavramın sığ ve eksik bir yorumudur.

Bu yanlış anlamaya karşı, Türk-İslam medeniyetinin bize sunduğu güçlü bir metafor var: Pergel Metaforu. Düşünün ki elinizde bir pergel var. Başarılı bir daire çizebilmek için pergelin bir ayağını kağıda sağlamca sabitlemeniz, diğer ayağını ise serbestçe hareket ettirmeniz gerekir. İşte gerçek dünyayı anlamak budur: bir ayağınızı kendi medeniyet değerlerinize, tarihinize ve kimliğinize sağlamca basarken, diğer ayağınızla tüm dünyayı anlamak, öğrenmek ve kucaklamak.

Bu yazı, geleceğin lider adayları olan sizlere, bu pergel gibi nasıl olunacağını 5 temel ilke üzerinden anlatacak bir yol haritası sunuyor.

——————————————————————————–

1. İlke: Hak Odaklı Değil, Sorumluluk Odaklı Ol

Batı’daki modern dünya vatandaşlığı anlayışı, genellikle bireysel haklar ve ayrıcalıklar üzerine odaklanır: vizesiz seyahat etme, küresel pazarlarda ticaret yapma, farklı kültürleri “tüketme” hakkı gibi. Oysa bizim medeniyetimizin perspektifinde dünyayı anlamak, haklardan önce sorumluluklar üzerine kuruludur. Bu yaklaşım, pasif bir tüketiciden ziyade, aktif bir özne olmayı gerektirir. Bu sorumluluklar iki temel kavramda özetlenebilir:

“İmar Etmek”: Bu kavram, sadece binalar inşa etmek veya şehirler kurmak anlamına gelmez. Daha derin bir anlamda, gezegene ve topluma karşı bir “emanet bilinci” taşımaktır. Dünya bize atalarımızdan kalan bir miras değil, gelecek nesillere devredeceğimiz kutsal bir emanettir. Bu yüzden medeniyetimizde bir ağacı sebepsiz kesmek veya suyu israf etmek sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda o kaynaklar üzerinde hakkı olan gelecek nesillerin ve diğer canlıların “kul hakkına” girmek ve emanete ihanet etmektir. Bu bilinç, tarihimizde yaralı leylekleri tedavi etmek için “Göçmen Kuşlar Vakfı” kuran ecdadımızın vizyonunda saklıdır.

“Adalet Taşımak”: Medeniyetimizin “Nizam-ı Alem” (Dünya Düzeni) ideali, toprakları işgal edip kaynakları sömürmek değil, dünyaya adalet, huzur ve denge götürmekti. Bu idealin somut kanıtı, farklı dinlerin ve ırkların yüzyıllarca barış içinde yaşadığı (Pax Ottomana) tecrübesidir. Gerçek bir dünya vatandaşı, dünyanın neresinde olursa olsun—Gazze’de, Doğu Türkistan’da veya başka bir coğrafyada—mazlumun yanında durur, haksızlığa ses çıkarır. Çünkü Yunus Emre’nin asırlar önce formüle ettiği gibi, bizim temel ilkemiz şudur:

“Yaratılanı severiz, Yaradan’dan ötürü.”

2. İlke: Tarihi Ezber Değil, Stratejik Bir Gözlük Olarak Kullan

Tarih, sadece geçmişte yaşanmış olayların sıkıcı bir kronolojisi değildir. Aksine, günümüzün karmaşık küresel sorunlarını analiz etmek ve geleceği stratejik olarak planlamak için kullanabileceğimiz güçlü bir araç setidir. Genç bir lider adayı olarak dünyayı okumak için iki temel düşünürün kavramları size pusula olacaktır:

İbn Haldun ve ‘Asabiyet’ Gücü: 14. yüzyılın büyük düşünürü İbn Haldun, asabiyet kavramını bir toplumu bir arada tutan “kolektif ruh” ve “dayanışma gücü” olarak tanımlar. Ancak İbn Haldun için en üstün ve kalıcı dayanışma, sadece kan bağına dayalı (nesep asabiyeti) değil, ortak bir ideale, bir davaya dayalı olan (sebep asabiyeti)’dir. Medeniyetleri kalıcı kılan ve yükselten de bu yüce ideale dayalı dayanışma ruhudur.

Toynbee ve ‘Meydan Okuma-Cevap’ Modeli: Ünlü tarihçi Arnold Toynbee, medeniyetlerin karşılaştıkları büyük zorluklara (“meydan okuma”) verdikleri “yaratıcı cevaplar” ile geliştiklerini söyler. Ona göre medeniyetler dış saldırılardan çok, yaratıcılıklarını kaybederek, yeni sorunlara eski çözümlerle yaklaşarak, yani “intihar ederek” çökerler.

Bu iki kavram, sizlere güçlü bir sorumluluk yüklüyor: günümüzün küresel sorunlarını (iklim krizi, ekonomik krizler, salgınlar) birer “meydan okuma” olarak görmek ve bu meydan okumalara karşı, ortak değerler etrafında birleşen yeni bir “asabiyet” ruhuyla yaratıcı cevaplar üretmek. Bu yaratıcılığın en büyük kaynağı ise, Samuel Huntington’ın bir ‘kriz’ olarak gördüğü, ancak bizim en büyük gücümüz olan çok katmanlı kimliğimiz olacaktır. Sizin kuşağınızın karşılaştığı en büyük “meydan okuma” nedir? Buna vereceğiniz “yaratıcı cevap” ne olabilir?

3. İlke: Kimliğini Kriz Değil, Köprü Olarak Gör

Türkiye’nin ve dolayısıyla siz gençlerin kimliği, sıklıkla Doğu ile Batı arasında sıkışmışlıkla tanımlanır. Siyaset bilimci Samuel Huntington, Türkiye’yi tam da bu sebeple “bölünmüş ülke” (torn country) olarak nitelendirmişti. Bu durum, felsefede “evrensel insanlık ailesine aidiyet (kozmopolitanizm)” ile “kültürel köklerine bağlılık (komüniteryanizm)” arasındaki kadim gerilimin bir yansımasıdır. Ancak bizim medeniyetimiz, pergel metaforuyla bu ikilemi bir çatışma değil, bir denge sanatı olarak görür.

“Bölünmüş Ülke”den “Köprü Ülke”ye: Türkiye’nin eşsiz coğrafi ve kültürel konumu, onu farklı medeniyetler arasında doğal bir “köprü” yapar. Bu “bölünmüşlük,” bir kriz değil, tam aksine hem Doğu’yu hem de Batı’yı içeriden anlama, farklı dünyalar arasında empati kurma ve yapıcı bir diyalog başlatma zenginliğidir. 

Çok Katmanlı Kimliğin Gücü: Sizler, aynı anda birden çok kimliğe sahipsiniz: bir şehre ait (hemşehri), bir ulusa ait (Türk), bir medeniyet havzasına ait (İslam) ve tüm insanlık ailesine ait (küresel). Bu bir karmaşa değil, bir güçtür. Bu farklı katmanlar, size farklı sorunlara farklı pencerelerden bakma ve daha kapsayıcı çözümler üretme esnekliği sağlar.

4. İlke: Küreselleşmenin Tüketicisi Değil, Yaratıcı Üreticisi Ol

Küreselleşmenin iki temel kültürel etkisi vardır: Bir yanda baskın kültürlerin etkisiyle yerel renklerin silikleştiği “kültürel homojenleşme” (tek tipleşme), diğer yanda ise küresel ve yerel unsurların birleşerek yeni ve özgün sentezler yarattığı “kültürel melezleşme” (hybridization). Geleceğin liderleri olarak sizin göreviniz, bu süreçte pasif birer “tüketici” olmaktan kaçınmaktır. Bunun yerine, medeniyetimizin tarihinden ilham alan “üretici” bir rol benimsemelisiniz. İşte size iki somut model:

Modern Evliya Çelebi Olmak: Seyahat etmek, sadece turistik yerlerde fotoğraf çekmek değildir. Gerçek bir kaşif, Evliya Çelebi gibi, gittiği yerlerin kültürünü, tarihini, insanını ve sorunlarını derinlemesine anlar, analiz eder ve öğrendiklerinden insanlık için yeni sentezler üretir. Gittiğiniz bir sonraki yerde, bir turist gibi tüketmek yerine bir kaşif gibi ne üretebilirsiniz?

Bilimi ve Teknolojiyi Köprü Kurmak İçin Kullanmak: Unutmayın ki Farabi, İbn-i Sina ve Ali Kuşçu gibi alimler, kendi dönemlerinin en büyük “küresel” bilim insanlarıydı. Onlar, farklı medeniyetlerin birikimlerinden faydalanarak insanlığın ortak mirasına devasa katkılar sundular. Bugün sizler de bilimi ve teknolojiyi sadece kişisel başarı veya zenginleşme aracı olarak değil, kendi medeniyet birikiminizi dünyaya anlatmak ve insanlığın ortak sorunlarına çözüm üretmek için bir köprü olarak kullanmalısınız.

5. İlke: Geleceği İnşa Etmek İçin Yeni Bir ‘Asabiyet’ Tanımla

Tüm bu ilkeleri birleştirdiğimizde, önümüzde tarihi bir görev beliriyor. İbn Haldun’un asabiyet kavramını 21. yüzyıl için yeniden yorumlamalıyız. Geçmişin kan bağına, toprağa veya dar kimliklere dayalı dışlayıcı dayanışma modelleri, günümüzün küresel sorunlarını (iklim krizi, salgınlar, yoksulluk, kitlesel göçler) çözmede yetersiz kalıyor.

Geleceğin “var olma mücadelesi,” artık dar grupların çıkar mücadelesi değildir. Gerçek mücadele; insanlık onuru, adalet, barış ve gezegenin sürdürülebilirliği gibi evrensel değerler etrafında birleşen yeni bir “sebep asabiyeti,” yani küresel bir dayanışma ruhu inşa etmektir. Bu yeni küresel dayanışma ruhu; İlke 1’de bahsettiğimiz “emanet bilinci” ve “adalet taşıma” sorumluluğunu temel alır, İlke 3’teki “köprü kimliğimizle” inşa edilir ve İlke 4’teki “yaratıcı üretici” rolümüzle dünyaya sunulur.

——————————————————————————–

Sonuç: Ulu Bir Çınar Gibi

Yazının başında bahsettiğimiz pergel metaforunu, güçlü bir final imgesiyle tamamlayalım. Türk-İslam medeniyeti penceresinden küresel bir anlayışa sahip olmak, köksüz bir rüzgar yaprağı gibi küresel rüzgarlarda savrulmak değildir.

Aksine bu, kökleri kendi toprağında derinde olan, ama dalları ve gölgesiyle tüm dünyayı kucaklayıp serinleten ulu bir çınar ağacı gibi olmaktır.

6.4. Sesli Anlatım -Köklerinle_Yüksel_Dünya_İnsanı_Ol

6.4. Video Anlatım -Köklerinle_Yüksel

6.4. Slayt Sunum -Köklerden_Dünyaya


BİLSEK GENÇLİK KULÜBÜ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Daha Fazla Göster

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

BİLSEK GENÇLİK KULÜBÜ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin