Ali İhsan Kekeç’i Anma Programında Duygusal Anlar

Şair Yazar Ali İhsan Kekeç, Eserleri ve Dostlarının Anılarıyla Anıldı.

Bilsek Gençlik Kulübü’nde düzenlenen anma programı, merhum şair ve yazar Ali İhsan Kekeç’in hatırasına adanmış, vefa ve sanat dolu bir geceye sahne oldu. Salonda hem hüzünlü bir sükûnet hem de dost meclislerinin sıcaklığı hâkimdi. Etkinlik, Kekeç’in Anadolu irfanıyla yoğrulmuş edebi mirasını ve dostlarının yüreğindeki silinmez izlerini bir araya getirerek, onu yalnızca bir yazar olarak değil; aynı zamanda bir yoldaş, memleket sevdalısı ve “güzel insan” olarak onurlandırdı.

Yöresine Adanmış Bir Ömür

Ali İhsan Kekeç’in edebi kimliği, anma gecesinin entelektüel ve duygusal zeminini oluşturdu. Onun kalemini, dilini ve ilham kaynaklarını anlamak, dostlarının anılarının neden bu denli canlı ve kıymetli olduğunu kavramanın anahtarıydı. Kekeç, eserleriyle doğduğu topraklara, Anadolu irfanına ve insanının saf duygularına adanmış bir ömrün özetini oluşturuyordu.

Anadolu’nun ve Tekir’in Sesi

Kekeç’in edebi yolculuğu, Anadolu’nun ruhunu yansıtan Dağlara Vurur Yüreğim ve Şeleğim Sevda Yükü adlı şiir kitaplarıyla başladı. Ancak onun mirasının temel taşı, dostlarının “Tekir’in kültür çıkını” olarak nitelendirdiği anı-araştırma eseri Tekirname oldu. Etkinliğe katıln sanatçı dostlarının tespiti, eserin önemini daha da derinleştiriyordu; Tekirname, salt sosyolojik bir çalışma değil, aynı zamanda bir “coğrafya kitabı” ve bir “tarih kitabı”ydı. Bu eser, Kekeç’in yarım asır boyunca hafızasına kaydettiği sözlü kültür mirasını zamana karşı bir yarışla koruma altına alarak, doğduğu coğrafyaya ödediği bir vefa borcuydu.
Şiirlerine bakarak “Karacaoğlan Yunus nefesli” olarak tanımlanması, onun Anadolu halk şiiri geleneğinin köklü damarlarına ne denli sıkı sıkıya bağlı olduğunu gösteriyordu. Mısraları, hem coşkun bir sevdayı hem de derin bir manevi duyuşu aynı potada eritiyordu.

Dostlarının Gözünden Bir “Güzel İnsan”: Ali İhsan Kekeç

Bir yazarın eserlerinin ardındaki insanı tanımak, onun mirasını tam manasıyla anlamak için vazgeçilmezdir. Anma programında paylaşılan kişisel anılar, Ali İhsan Kekeç’in karakterini, dostluğunu ve insani yönünü aydınlatan paha biçilmez tanıklıklar sundu.

Vefalı Bir Dost ve Yoldaş

Kekeç’in “son 25 yılım” diye andığı kadim dostu Lütfi Kılıç Bey, onu “kıymetli bir dost, iyi bir kardeş” olarak tanımlarken, aralarındaki derin ve esprili bağa dair unutulmaz anektodlar paylaştı. Konuşmacıların tanıklıkları, Kekeç’in enerjik ve özgün karakterini birleştiren bir portre çizdi. Kekeç’in köylüsü ve meslektaşı olan bir konuşmacının onu “yöremizde yüksek tahsil yapmış 3-4 kişiden biri olması nedeniyle ağabeyimiz” olarak tanımlaması, Kekeç’in toplumundaki rolünü ortaya koyuyordu. Bu “ağabeylik” sıfatı yalnızca sembolik değildi; aynı zamanda işlevsel bir sorumluluğu da beraberinde getiriyordu. Kekeç, aldığı eğitimi, topluluğuna bir ses ve yazılı bir tarih bırakmak için kullanmış, Tekirname ile bu sorumluluğu en somut şekilde yerine getirmişti.

Anma Programından Duygu Yüklü Anlar: Şiirler ve Ezgiler

Program, kuru konuşmalardan ibaret kalmayıp, Kekeç’in sanatının canlı performanslarla onurlandırıldığı bir geceye dönüştü. Okunan şiirler ve seslendirilen ezgiler, hafızalara kazınan dokunaklı anlara sahne oldu ve katılımcıların şairle derin bir duygusal bağ kurmasına olanak tanıdı.

Okunan Şiirler

Gecenin şiirsel açılışını yapan sunucu Celalettin Kurt, şairin “Haramiler gibi gönlümü basan battığımız yerde dura gözlerin” mısralarıyla dinleyicileri Kekeç’in dünyasına davet etti. Ardından hemşehrisi ve meslektaşı, onun “Maruzat” şiirini seslendirirken, kadim dostu Mehmet Köşk Bey ise defalarca okuduğunu belirttiği “Babam” şiirini içten yorumuyla paylaştı. Her bir mısra, salonda şairin ruhuna gönderilen birer selam gibi yankılandı.

Bestelenen Bir Şiir: “Yaşamak”

Gecenin belki de en dokunaklı anı, Celalettin Kurt’un Kekeç’in şiiriyle yollarının kesişme hikâyesini paylaştığı performanstı. Sanatçı, 2000’li yıllarda bir dergide Kekeç’in “Yaşamak” adlı şiirine rastladığını ve “Yunus Nefesli” olarak nitelediği bu eserden derinden etkilenerek bestelediğini anlattı. Bu tanımlama, Kekeç’in, Yunus Emre geleneğinin merkezindeki insan sevgisi ve manevi derinlik temasını modern bir dille sürdürdüğünün bir kanıtıydı. Yirmi yıl sonra, 2020’de bizzat şairle tanışıp bestesini ona sunma fırsatı bulduğunu paylaşan Kurt, sazının tellerine dokunarak aynı eseri seslendirdi. O an salonda derin bir sessizlik hâkim oldu; sazın nağmeleri ve şairin kelimeleri birleşerek Kekeç’in eserlerinin zaman ve mekân aşan gücünü, farklı ruhlarda nasıl yeniden doğduğunu ispatladı.

Yaşayan Bir Miras

Bilsek Gençlik Kulübü’nde düzenlenen anma programı, Ali İhsan Kekeç’in mirasının yalnızca kitaplarda yaşayan bir edebi birikim olmadığını; dostlarının anılarında, yeni nesil sanatçıların ezgilerinde ve onu sevenlerin kalbindeki sıcak yerinde yaşamaya devam ettiğini gösterdi. Şiirler, samimi anekdotlar ve dokunaklı ezgilerle bezenen gece, Kekeç’in aziz ruhuna gönderilmiş bir vefa selamı oldu. Bu anlamlı gece, gerçek bir mirasın, onu yaşatanların hatıralarıyla nefes aldığını bir kez daha kanıtladı.


BİLSEK GENÇLİK KULÜBÜ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Daha Fazla Göster

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

BİLSEK GENÇLİK KULÜBÜ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin